Yönetmenlerin Sosyal Medya Performansı: Perde Arkası Ne Zaman Sahneye Dönüştü?
Ya şimdi bu yönetmenler meselesi var ya kafama takıldı iyice böyle gece rüyamda filan görüyorum hani eskiden yönetmen denince aklıma böyle o karanlık odalarda sigara dumanı içinde demlenen adamlar gelirdi saçları dağınık gözlerinin altı mor torbalı dünya umurunda olmayan ama kafasında bütün evreni kurmuş tiplerdi bilmem anlatabiliyor muyum yani ne bileyim Bergman olurdu Fellini olurdu Tarkovsky olurdu filmlerini izlerdik susardık sonra düşünürdük saatlerce günlerce üzerinde konuşurduk filan işte öyle şeyler şimdi ne oldu ne değişti birden bu insanlar ne ara kendi hayatlarını böyle bir podyuma çevirdiler instagram hikayeleri aman efendim Twitter’da saçma sapan polemikler yok YouTube’da kendi yaşamlarından kesitler hani o kutsal yaratım süreci nerede kaldı o perde arkası ne zaman bu kadar alenileşti bu kadar göze sokuldu anlamıyorum gerçekten de…
Bir tuhaf. Çok tuhaf.
Geçenlerde, metroda giderken, yanımdaki bir genç sürekli telefonundan bir yönetmenin Instagram canlı yayınını izliyordu adam bildiğin kahvaltı ediyordu ya domates peynir ne bileyim omlet falan böyle konuşuyor ama böyle samimi mi güya samimiyet kasmış gibi yapıyor sürekli kameraya bakıp “Günaydın canlar bugün de kahvaltımızı yaptık bakalım set nasıl geçecek” diye geveliyordu resmen bir de altına yorumlar akıyordu “Hocam afiyet olsun”, “Enerjiniz süper”, “Yeni film efsane olacak eminim” falan diye. Benim içimden “Yahu bu adamın işi film çekmek değil miydi ne ara sabah programı sunucusu oldu” diye geçirdim yemin ederim çileden çıktım o an birine çemkirmek istedim ama neyse tabii ki yapmadım içime attım da attım hep içime atıyorum zaten sonra böyle köşe yazısı olarak patlıyor işte ne yapacaksın…

Şimdi mesela soruyorum size yönetmen dediğin kişi kendi hayatını bu kadar açığa vurmak zorunda mı hani filmlerinde anlatması gereken hikayeleri bitirmiş de kendi yaşamının her anını mı sermek zorunda milletin gözünün önüne? Bu bir zorunluluk mu oldu yani eğer Instagram’da şöyle yakışıklı bir fotoğrafın yoksa ya da Twitter’da haftada beş kere anlamsız bir siyasi tartışmaya girmemişsen “sen yönetmen değil misin” diye mi soracaklar artık bu nasıl bir baskı bu nasıl bir şey anlamıyorum ki… Eskiden bir yönetmen dediğin biraz gizemli olurdu biraz ulaşılmaz belki. Eseri konuşurdu yani kendisi değil. Şimdi eseri geçtim kendisi konuşuyor kendi kişisel markası kendi “persona”sı hani o filmin ruhundan falan önce kendi “ben”ini pazarlama derdindeler sanki bu da işin iyice cılkını çıkarıyor gibi geliyor bana.
Perde arkası. O ne demekti şimdi hatırlamıyorum bile neredeyse. Ne kaldı ki perde arkası denen şeyden. Her şey sahnede her şey spot ışıklarının altında. Ne zaman oldu bu dönüşüm ne zaman o mahrem yaratım alanı böyle bir gösteri alanına dönüştü. Belki de ben yaşlandım bilemiyorum. Eskileri özlüyorum biraz. Ama neyse.
Ya da şöyle mi düşünmek lazım hani artık dünya değişti insanlar her an her şeye ulaşmak istiyor öyle mi yani bu da bir nevi “talep” mi öyle bir şey mi var acaba? Yönetmenler de bu talebe mi boyun eğiyorlar ki bu da sanatçı dediğin adamın yapmaması gereken bir şey bence hani sanat dediğin şey böyle halkın taleplerine göre şekillenmez ki o zaman sanat olmaz zaten o zaman zanaat olur veya ticari bir ürün olur hani ben şimdi markette satılan herhangi bir şeye bakıyor gibi mi bakacağım yönetmene “Bu hafta ne çektin Menduh abi, yok mu bir Insta hikayen, ne yedin ne içtin bugün” diye mi soracağım ya pes yani…
Hani bir de şu var neyi çekiyorsunuz neden çekiyorsunuz ve kimin için çekiyorsunuz şimdi filmlerinizi hakikaten kendiniz için mi sanat aşkı için mi yoksa o sosyal medyadaki beğenilme algoritmasına kurban mı ediyorsunuz tüm o estetiği tüm o derinliği? Yoksa zaten artık kimsenin umurunda değil mi derinlik falan sadece o kısa Instagram videosuyla ya da beş saniyelik bir TikTok kesitiyle tatmin olan bir kitleye mi oynuyoruz artık yani öyle mi düşünelim?

Bu sürekli performans hali varya insanı yorar be yahu. Normal bir insansın değil mi sen yönetmensin evet ama bir de normal bir insansın hayatın var kendine ait bir özel alanın olması lazım e şimdi her saniyenin belgelendiği her düşündüğünün anında X’te paylaşıldığı bir dünyada o yaratıcılık nereden gelecek hani o ilham dediğimiz şey o sessizlik o yalnızlık o içe dönüş o demlenme süreci yok mu artık yani? Belki de bu yüzden filmler de böyle birbirine benzemeye başladı bilemiyorum hepsi aynı formülden çıkmış gibi aynı temaları aynı estetiği tekrar edip duruyorlar hiç şaşıracak bir şey kalmadı. Gerçekten de şaşırtıcı bir şey çıkmıyor artık çoğu filmden sanki hepsi birer marketing ürünü gibi.
Bir de benim kuzen var mesela onun Instagram’ı var hani böyle şeyleri çok iyi anlıyor o bir ara bana diyordu “Menduh abi sen de aç bir hesap gir şu piyasaya” filan diye Allah aşkına ne alakası var şimdi benim bu işlerle ben yazımı yazarım köşemde eleştirimi yaparım eleştirel mi evet biraz muhalif mi baya baya muhalif zaten böyle olması lazım hani her şeye “evet evet” diyen adamdan ne hayır gelir ki zaten neyse boş ver şimdi.
Ama bu durum gelecekte nereye gidecek onu da merak ediyorum yani bir gün tüm yönetmenler birer influencer ajansıyla mı çalışacaklar sadece filmlerini tanıtmak için değil kendi kişisel markalarını parlatmak için ve o zaman ne olacak sanatın ta kendisi o zaman sanatın o saf özü tamamen kaybolup gidecek mi yani kalmayacak mı öyle bir şey mi olacak… düşününce bile içim sıkılıyor bu soğumuş çay tadındaki gerçekler bazen gerçekten de boğazımda düğümleniyor. Kimse de sormuyor sanki bu soruları ama neyse.

Belki de

Bir yanıt yazın