Sinema ‘Bölüm’leşirken: Film Denen Şey Artık Ne Anlama Geliyor?
Bakın şöyle bir durum var birader ya da abla artık kim okuyorsa hani ne bileyim ben şimdi buna film mi diyeceğim ne diyeceğim anlamıyorum vallahi billahi şaştım kaldım sinema denilen kutsal şey bizim çocukluğumuzda falan böyle kendine has ayrı bir tadı vardı bir başı bir sonu tamam mı girersin o karalık salona çıkarsın bambaşka bir insan olarak belki de hayata daha farklı bakarak ne bileyim yani düşünsene bir saat kırk beş dakika iki saat belki üç saat oturursun kendini bir hikayeye verirsin sonra biter oh dersin tamam dersin bu bitti ve kafanda taze taze onunla ilgili bir şeyler döner durur.
Şimdi? Hah şimdi neyin nesi peki bu? Söyler misiniz bana şimdi açıyorum akış platformunu hani o sürekli her yerimizi saran sarmalayan bitmek bilmeyen içerik çöplüğü diyelim mi bence diyelim yani sonuçta öyle bir yerdeyim bir şeyler izlemek istiyorum kafamı dağıtacağım ya da düşünce dünyamda yeni kapılar açacak bir şeyler bulmak niyetindeyim. Tıklarım bir tanesine şöyle kocaman bir afiş kocaman bir isim bakarsın yönetmen tanıdık oyuncular eh fena değil hatta çok iyi dersin açarsın sonra biter.
Biter ama nasıl biter? O ne öyle bir anda sanki bir kapı kapanmış gibi hissedersin ama kapanmaz aslında sadece bir nefes alma molası gibi bir durak hani o tren istasyonlarında anons yaparlar ya işte “bir sonraki bölüm…” Yok ya bu ne saçmalık şimdi. Resmen bir sonraki bölümü bekliyorsun bir filme başlar gibi yapıp hop diyorsun ki eee bu daha bitmedi bunun devamı gelecek hem de ne zaman gelecek belli değil belki haftaya belki aylarca bekleyeceksin bilemiyorum ki gerçekten bilmiyorum.
Bu şimdi film mi oldu yani? O zaman eski filmler neydi peki? Hani o siyah beyaz Yeşilçam dramları ya da Hollywood’un o ihtişamlı epik eserleri onlar neydi şimdi? Onlar gerçek sinemaydı bence nokta. Tek başına bir bütünlük sağlardı sen oradan çıkınca o hikaye seninle yaşardı bitmişti artık yani o an o deneyim tamamlanmıştı şimdi sen bir filmin giriş bölümünü mü izledin? Yoksa bitmeyen bir labirentin ilk koridoruna mı girdin?
Geçen markette sıra beklerken aklıma geldi aynı bu mesele hani reyonda duruyorum böyle çikolata mı alsam gofret mi alsam diye düşünürken kasiyer kız dedi ki abi bizim dizi geçen hafta bitti yeni sezonu bekliyoruz. Tamam eyvallah diyorum içimden de diyorum ki ya bu kız şimdi filmler için de aynı şeyi mi düşünüyor yani hani geçen hafta ‘X’ filmi bitti yeni serisi ne zaman gelecek. Bu kafa karışıklığı da ne böyle? Baksana hayatımız bile bölümlerden ibaret sanki. Neyse, konuyu dağıtmayayım ama dağılıyor işte kendi kendine dağılıyor çünkü her şey birbirine girdi.
Perdenin büyüsü neydi hani o bağımsız öykü anlatma geleneği vardı ya tek seferde açılır tek seferde kapanırdı o perde şimdi seyirci ne bekliyor biliyor musunuz bilinçaltında? “Bir sonraki bölüm” bekliyor. Sürekli bir devamlılık sürekli bir zincirleme reaksiyon beklentisi. Bu, sinemanın kendi ruhundan vazgeçip ‘dizi’ adlı yeni bir canavara yem oluşunun acı itirafı değil de nedir?
Ya da belki de bu sadece benim yaşlı kafamın bir oyunu bilmiyorum. Belki de haklılar. Belki de yeni nesil bunu seviyor. Aman kimin umurunda zaten ben de tam olarak anlayamıyorum ki bazen kendimi izlerken buluyorum yahu bu ne şimdi daha bitmedi mi bu falan diye diye kendimi sürekli o “bir sonraki” düşüncesiyle debelenirken buluyorum.
Bu sürekli uzatma bitmeme hali insana yoruyor insanı bir şeye tam olarak bağlanmaktan alıkoyuyor yani hani bir kitap okursun biter sonra yenisine geçersin ama bu öyle değil bir kitap okuyorsun ama her beş bölümde bir diyorsun ki ah bu kitap daha bitmedi daha bir sürü cilt var okumam gereken. Böyle nereye varacağız anlamadım ki.

Bir filmi izlemek artık bir deneyim olmaktan çıktı mı sizce? Bir meditasyon bir kaçış bir düşünce seansı olmaktan çıktı da sadece bir “içerik tüketme” eylemine mi dönüştü? Patlamış mısırını alırsın oturursun izlersin biter mi? Bitmez. Asla bitmez. Hep bir sonraki var hep bir devamı var hep bir sezonu var. İnsan artık neye tutunacağını şaşırıyor açıkçası. Bir filmin başlangıcındaki o heyecan sonundaki o tatmin duygusu silindi gitti sanırım bir yerlere.
Yok ya ne alakası var şimdi ben niye bu kadar dert ediniyorum ki belki de bu da yeni bir sanat formu. Belki de sinema kendini evrimleştiriyor ve ben de işte bu değişime ayak uyduramayan ihtiyar huysuzlardan biriyimdir kim bilir. Ama ne bileyim yani eski tadı da yok artık sanki.
Bu sürekli uzayan bu bitmek bilmeyen seriler her yerde o kadar çok ki sanki o özgün hikayeler tek başına ayakta durabilecek eserler arka planda kaldı gölgelerde kaldı. Herkes bir franchise peşinde herkes bir “evren” kurma derdinde. Bir filmin kendi ayakları üzerinde durabilmesi ne kadar güzel bir şeydi değil mi? Şimdi bir filmin geleceği bir sonraki filmin hatta bir sonraki dizinin fragmanında mı gizli acaba? Bu nasıl bir şeydir allah aşkına ya da vazgeçtim öyle değil.
Sanat denen şeyin özgürlüğü nereye gitti? Hani o bağımsız fikirlerin tek başına parlaması vardı ya o ışık şimdi o koca koca platformların bitmek bilmeyen içeriği içinde eriyip gidiyor bence. Bir filmin sadece bir film olması yetmez miydi bize? Bir öykünün tek başına anlatılması bir deneyimin tamamlanması. Bu bitmek bilmeyen ‘bölüm’ mantığı ruhumuzu yoruyor bence sadece beni değil eminim bir sürü insanı yoruyordur.
Bir de şu var tabii sürekli bir beklenti yaratılıyor. İzliyorsun izliyorsun bitti derken bir sonraki bölüm geliyor sonra onun da bitişi bir sonrakine bağlanıyor bu böyle sonsuza kadar gidecek mi? E ben ne izledim şimdi yani? Ortada kalmış bir şey mi? Başlangıç mı? Sonu olmayan bir ortada kalmışlık duygusu. Bu ruh halimi bile etkiliyor. Gerçekten de insan bir şeye başlayıp bitiremeyince bir boşlukta kalıyor.

Eskiden sinemaya gitmek bir olaydı. Bir seremoniydi. Şimdi pijamalarınla kanepede akış platformu açmak. Aradaki fark sadece bu mu? Yoksa daha derin bir anlam kayması mı var burada? Filmin kendisi, o bütünlüklü sanat eseri, kendisiyle bir derdi olan o şey, şimdi “kullan-at” bir içerik parçasından mı ibaret oldu?
Bir de şu var. Hani bazı filmler çok beğenilir, efsane olurdu değil mi? Şimdi öyle bir filmin hemen ardından “Spin-off”u geliyor, sonra “prequel”i, sonra “evren genişletme” adı altında bambaşka karakterlerin bambaşka hikayeleri… Ya bir durun! Bırakın o film kendi halinde kalsın! Bırakın o hikaye kendi içinde parlasın! Neden her şeyin suyu çıkarılmak zorunda?
İşte bu da benim isyanım. Bu “bölüm”leşme hadisesi benim içimi kemiriyor. Filmler filmliğini kaybetti. Sinema ruhunu kaybetti. Tamam belki abartıyorumdur belki de dünya değişiyor ve ben eski kafalıyım ama bu kadarı da fazla be kardeşim.
Oysa ne güzeldi eskiden. Bir sinema bileti alırdın, girerdin o salona, iki saatliğine başka bir dünyaya yolculuk ederdin. Biterdi, kalkardın, kafanda o hikaye çalkalanırdı. Şimdi mi? Şimdi bir sonraki bölümün tanıtım müziği çalıyor kulaklarımda sürekli. Gidip bir çay koyayım en iyisi.

Bir yanıt yazın