Kült Filmlerin Mezarı Neresi? Perdeye İsyanın ve Tutkunun Son Dansı ÖZET: Bir zamanlar sinema, gişeye meydan okuyan, kendi cemaatini yaratan ‘kült filmlerin’…

Kült Filmlerin Mezarı Neresi? Perdeye İsyanın ve Tutkunun Son Dansı

Bak şimdi efendim ya da kim dinliyorsa beni bilmiyorum ki zaten kim dinler bu çağda bir şeyler falan anlattığında herkes kendi yankısında boğulup duruyor neyse o ayrı bir mevzu ama şu kült filmler denen şeye takıldım ben yine sabah kahvesi işte böyle insana tuhaf tuhaf şeyler düşündürüyor hani böyle ağızda acı bir tat bırakır ya kahve tam da o hesap içimdeki gerçekler falan var ya hani o soğumuş çay tadındaki gerçekler heh işte onlar beni kaşındırıyor yine.

Bir zamanlar sinema vardı ya gişeye meydan okuyan falan filmler hatta böyle kendi cemaatini yaratan bir avuç insan ama deli tutkun insanlar filmin her karesini ezbere bilen repliklerini hayata katıp yaşam biçimi haline getiren manyaklar diyelim hadi yalan yok manyaklık da biraz yani ben de severim öyle şeyleri ama şimdi düşününce ne kaldı onlardan Allah aşkına ne kaldı??

Dövüş Kulübü’nün o efsane replikleri var hala kafamızda biliyorum hepimiz Tyler Durden’ı bir parça içimizde taşıyoruz aslında kimse inanmasa bile ya da Pulp Fiction’daki o absürt diyaloglar o garip kamera açıları hiç unutan var mı onu? İnsanlar hala tişörtlerini giyiyor falan giyiyor da ne anlıyorlar şimdi ne yaşadılar o filmlerle gerçekten bir bağ kurdular mı yoksa sadece popüler olduğu için mi yani?

Bak geçen markette sıra bekliyorum yine Allahım o nasıl bir kuyruk bir saate geçemeyiz falan derken aklıma geldi bu kült muhabbeti genç bir çocuk vardı önümde telefonunda bir şey izliyor falan baktım şöyle bir A Clockwork Orange posteri taşıyan bir tişört giymiş yemin ederim çocuk 18 yaşında ya var ya yok yani anladın mı? Çocuğa sordum hafifçe gülümsedim tabii nezaketen “Sevdiğin bir film galiba” dedim hani muhabbet açılsın diye çünkü ben de bayılırım o filme Alex de Large falan çocuk bana baktı böyle boş boş suratında hiçbir ifade yok sonra telefonuyla uğraşmaya devam etti tek kelime etmedi yemin ederim neyse konuyu dağıtmayayım ama işte bak tam da bu örnek var ya tam da bu bizim kült filmlerin şimdiki durumunu özetliyor aslında özetlemiyor mu?

O filmler kendi zamanlarında birer isyandı bir duruştu sisteme karşı hayata karşı gişeye karşı her şeye karşı bir haykırıştı falan kimse anlamasın istemezlerdi zaten herkes anlarsa anlamı kalmazdı ki o kült dediğin şeyin oysa şimdi bak herkesin telefonunda herkesin tişörtünde herkesin ağzında iki replik var ama ruhu nerede? O isyan nerede kaldı o tutku o deli bağlılık şimdi tamamen içi boşaltılmış birer ticari meta haline gelmediler mi?

Perdeye İsyanın Fısıltısı

İnsanlar şimdi her şeyi hızlı tüketiyor dizi sezonları bir haftada bitiyor filmler çıkıyor iki gün konuşuluyor üçüncü gün unutuluyor gitti gitti gitti yeni bir şey gelsin yeni bir şey bu kadar acele bu kadar hızlı neyin peşindeyiz biz nereye koşuyoruz ya? Hayat bu kadar mı hızlı tüketilecek bir şey oldu oysa kült filmler oturup saatlerce düşünürdün üzerine gecelerce rüyalarına girerdi o karakterler.

Hatırlarım ben üniversitedeyken The Big Lebowski’yi arka arkaya üç kere izlemiştim sadece o filmin ruhuna girmek o Dude’un hayat felsefesini anlamak için her izleyişimde yeni bir şey bulurdum yeni bir detay yeni bir gariplik ama şimdi gençlere bakıyorum ya da vazgeçtim sadece gençlere değil çoğu insana bakıyorum hani o kadar bilgi bombardımanı altında ki beyinler sanki yeni bir şey yüklenince eskileri otomatik siliyor ya da sildiklerini zannediyor ne bilim.

Şimdi böyle her şey popüler olunca bir anda kült oluyor ha öyle bir tuhaf bir algı var piyasada sanırsın ki kült olmak demek sadece çok izlenmek demek değil usta değil öyle değil işte tam tersi. Kült filmler aslında başkaldıran aykırı olan çoğunluğun değil azınlığın sesi olan şeylerdi şimdi ise her şey anında viral oluyor ve o “kült” etiketini alıyor alıyor ama içine bir şey konulmuyor boş boş bir paket gibi alıyorsun içinden hiçbir şey çıkmıyor.

Belki de artık filmlerin de isyan edecek bir şeyi kalmadı ki doğruya doğru öyle mi desek bilemedim hani isyan edilecek düzen bile o kadar karmaşık o kadar iç içe geçti ki artık kime neye isyan edeceğini bilemiyor insan filmler niye etsin ki değil mi? Her şey bir pazarlama stratejisinin parçası oldu o samimiyet o içtenlik o aykırı duruş hepsi gitti kayıp kayboldu gitti.

A dimly lit, dusty old cinema interior. The screen is dark, showing faint scratches, and empty seats are visible in the foreground. A single ray of light from a projector booth shines down through the haze, illuminating floating dust particles.

O filmler gişe derdi gütmezdi bak öyle milyarlar kazanayım bilmem ne yok öyle bir dertleri yoktu onların onlar bir sanat eseriydi bir başkaldırıydı kimse izlemese de olurdu önemli olan o filmin yapılmasıydı o mesajın verilmesiydi o hissiyatın yaşatılmasıydı şimdi her şey sayılar her şey rakamlar. Kaç izlendi kaç beğeni aldı kaç yorum yapıldı kaç takipçiye ulaştı vay arkadaş.

Aslında tam tersi belki de o filmleri yeniden keşfetmek mi gerekiyor bilmiyorum yeniden o ruhu yakalamak yeniden o derinliği hissetmek için bir şeyler mi yapmalı insan ya da boş ver kimin umurunda zaten her şey bir rüzgar gibi esip geçiyor arkasında hiçbir şey bırakmıyor bu devirde.

O filmler var ya sadece bir film değildi o bir yaşam biçimiydi bir duruştu bir felsefeydi ve bir cemaati vardı bir araya gelen benzer düşünen insanlar o filmlerden konuşurken birbirlerinin gözlerinin içine bakarlardı o parıltı vardı gözlerinde şimdi o cemaat nerede? Herkes kendi telefonunda kendi dijital baloncuklarında hapsedilmiş durumda.

Bence kült filmlerin mezarı aslında perde değil yani o perdeler duruyor hala o projeksiyonlar belki eski usul değil ama teknolojisi değişse de perdenin kendisi duruyor mezar insanların zihninde o algıda o tüketim çılgınlığında o anlamsız hızda o her şeyi yüzeysel yaşama arzusunda çünkü derinlik yoksa tutku da olmuyor hani suyun yüzeyinde kalırsın böyle köpük köpük bir şeyler olur ama altı boştur ya işte öyle bir şey bu.

Hatırlıyorum ben geçenlerde işte bir belgesel izliyordum çok da iyiydi yani tavsiye ederim izleyenler için o dönemki yönetmenler yapımcılar falan anlatıyorlardı işte o filmlerin nasıl zor şartlarda çekildiğini nasıl kimsenin inanmadığı projelere inatla yatırım yapıldığını ve ortaya nasıl birer şaheser çıktığını ve işte o film festivallerinde falan o küçük salonlarda nasıl bir coşkuyla karşılandığını. Bugün var mı öyle bir şey artık?

Gerçekten mi??? Her şey global her şey büyük bütçeli her şey dünya çapında olsun derdinde halbuki o kült filmler çoğunlukla yereldi çoğunlukla küçüktü çoğunlukla kendi köşesinde bir şeyler yapmaya çalışırdı ama etkisi küreseldi tuhaf değil mi bu paradoks?

Son Dansın Yankısı

İsyankâr filmlerin mezarı neresi diye sorduğumda kendi kendime aslında bir cevap da arıyorum içten içe belki de hiç ölmediler sadece sustular bekliyorlar bekliyorlar ki bir gün yine o eski tutku geri gelsin yine o samimiyet geri gelsin insanlar yine bir filmi sadece bir film olduğu için değil bir duygu bir düşünce bir yaşam biçimi olduğu için sevsinler.

A close-up shot of an old, worn-out 35mm film reel, with individual frames barely visible. The film strip is slightly frayed at the edges, hinting at countless past projections and a bygone era of cinema.

Ama neyse boş ver ben yine fazla dağıttım sanırım zaten bu konuları konuşunca böyle kendimi alıyorum bir yerlere gidiyorum hani hep aynı şeyleri tekrar edip durmak da anlamsız yani kim ne anlarsa anlar bu saatten sonra. Kim ne çıkarırsa kendine o kadar. Bu gidişle o filmlerin mezarı evimizdeki hard diskler olacak orası kesin oradan kimse çıkarıp izlemez bile ama dururlar orada bir yerlerde öylece unutulmuş birer hatıra gibi.

Yok ya ne alakası var şimdi ben gidip bir çay koyayım en iyisi.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir