Sinemanın Geçmişi Temize Çekilirken: Perdeyi Değil, Belleği Mi Buduyoruz?

Şimdi bu ne iş yahu? Gerçekten, oturup eski filmleri mi kurcalıyoruz baştan aşağı, her bir karenin altını deşip “Acaba şimdinin gözüyle bu doğru mu?” diye. Güldürmeyin beni. Ya da ağlatın, duruma göre değişir, bilmiyorum ki neysem bu aralar biraz keyifsizim zaten dün markette kasada beklerken aklıma geldi bu mevzu hani o eski bakkal defterleri gibi her şeyin bir zamanı vardı, şimdi kredi kartı falan bir tuhaf. Ama neyse, konu bu değil. Asıl mesele, sinema tarihini temizlik malzemeleriyle ovup cilalamaya çalışan bu garip takıntı.

Perdeyi değil belleği mi buduyoruz? Başlık bile insanın sinirini hoplatıyor aslında doğru mu dedim ben bunu yoksa çok mu iddialı oldu bilmiyorum ki ama neyse devam edelim. Hani geçmişteki her şeyi bugünün o ince, steril, bazen de aşırı hassas filtresinden geçirmeye çalışıyoruz ya, sanki o filmler kendi zamanının aynası değil de bizim bugünkü egomuzu tatmin etmesi gereken birer paçavra parçasıymış gibi bir şey. Hayır, olamaz! Bu mantıkla yakında müze eserlerinin de ‘gözden geçirilmesi’ gerektiğini falan iddia etmeye başlarlar, hani heykellerin üzerinde görülen o ‘utanç verici’ çıplaklıklar mesela ya da antik Mısır hiyerogliflerindeki o ‘uygunsuz’ sahneler —gerçi onlar daha çok kedileri falan tasvir ediyorlardı ama olsun, bir yerinden tutulur elbet— bilemedim şimdi.

A dimly lit, dusty old film archive with shelves full of film canisters, a faint ray of light illuminating floating dust particles, evoking a sense of forgotten history.

Ya şöyle bir şey var ben anlamıyorum sahiden yani bir film çekilmiş bir dönemde tamam mı o dönemin insanlarının o günkü algılarını o günkü toplumsal normlarını hatta o günkü saçmalıklarını yansıtmış diyelim. Sanat dediğin zaten biraz da bu değil midir canım yani toplumu ayna tutmak hani neyse. E şimdi siz kalkıp diyorsunuz ki “Hayır bu filmde x sahnesi var bu bugünün değerleriyle uyuşmuyor hop keselim” ya da “y karakteri çok cinsiyetçiydi bunu sansürleyelim” falan filan. Ne yapıyorsunuz siz tarihin üstünü mü örtüyorsunuz birader? Sanki görmeyince olmamış gibi mi davranacağız? İşte asıl tehlikeli olan da bu, koca bir buzdağının ucu gibi parlıyor gözümde hani şey gibi bu eski radyolardan çıkan cızırtılar gibi insanın içini gıcık eden bir durum.

Hani bir dönem ‘karanlık’ bir film izlemişizdir, belki rahatsız edici, belki gerçekten hatalı bulmuşuzdur onu bugünden baktığımızda. E ne olmuş? O film bize o dönemin zihniyetini göstermiyor mu? O hataları, o yanlışları görerek, analiz ederek, tartışarak ilerlemiyoruz mu biz? Yoksa tüm kötü anıları silen o filmlerdeki gibi bir hafıza resetleme mi peşindeyiz? O teknoloji henüz yok bence hem olsa bile kullanılır mıydı o ayrı konu neyse.

Kendi kolektif hafızamızı ve geçmişle yüzleşme yeteneğimizi mi buduyoruz? Evet, buduyoruz. Bildiğin buduyoruz. Çalı çırpı gibi. Hani babam eskiden gül fidanlarını budardı, kışa doğru daha iyi çıksın diye ama bu öyle bir şey değil ki bu resmen kökten kesmek, kurutmak gibi bir şey, geleceğe hiçbir şey bırakmamakla eşdeğer benim gözümde. Bir sanat eseri hata yapma hakkına sahip değil midir? Hani insanoğlu kusurlu, eksik gedik ya, sanat da insanın bir yansıması değil mi yani? Mükemmeliyet arayışı, hele ki geçmişten gelen eserlerde, biraz hastalıklı bir durum değil mi?

A person in a pristine white suit, wearing white gloves, carefully scrubbing a classic film reel with a sponge, almost comically over-cleaning it, with a serious, almost fanatical expression.

Mesela düşünün, bir dönemde belirli bir konuda yapılan esprili ama bugünden bakınca belki de biraz ‘ırkçı’ veya ‘cinsiyetçi’ görünen bir sahne var. E o zamanın ruhunu yansıtmıyor mu o sahne? O espri o zamanlar nasıl karşılanıyordu, bugün neden bu kadar tepki çekiyor, bu farkı tartışmak, anlamak yerine direkt bıçağı vurmak neyin nesi? Ya bu sanki şey gibi hani bir kitapta geçen ‘yanlış’ kelime yüzünden bütün o kitabı yakmak gibi bir şey, hani engizisyon mantığı falan. İnsan bazen çıldırıyor gerçekten bu kadar mı kısa görüşlü olunur arkadaş?

Perdeyi temize çekerken, aslında kendi öğrenme potansiyelimizi, eleştirel düşünme yeteneğimizi, daha da önemlisi empati kurma becerimizi buduyoruz. Bir dönemin düşünüş biçimini anlamadan, o dönemdeki karakterlerin, olayların, hatta filmlerin neden öyle olduğunu sorgulamadan silip atmak, dümdüz etmek ne kadar akıllıca? Hiç akıllıca değil. Hatta baya baya aptalca! Hatta tehlikeli!!!

Çünkü bugün sansürlediğimiz şey, yarın unutulur. Unutulan şey, tekrarlanmaya mahkumdur. Bu basit bir döngü aslında ama nedense kimse bu gerçeği görmek istemiyor. Ya da görmek istemiyorlar, belki de işlerine gelmiyordur, aman kimin umurunda zaten. Belki de haklılardır.

A fragmented timeline or a broken film strip, with some parts clearly missing or blacked out, symbolizing erased history or memory.

Geçenlerde bir yerde okudum, bir filmden bir sahne çıkarılmış, güya rahatsız ediciymiş. İyi de arkadaşım, rahatsız olmak da bir duygu değil mi? Sanatın görevi sadece bizi pışpışlamak mı? Bazen tokat atması da gerekmez mi? Hani sarsacak ki düşüneceksin, sorgulayacaksın, itiraz edeceksin. Yoksa o zaman biz ne ara büyüyeceğiz? Hepimiz pembe panjurlu evlerde, şekerlemelerle mi besleneceğiz ömrümüz boyunca? Hayatta gerçekler var, acı gerçekler, rahatsız edici gerçekler. Sanatın bunları yansıtmaktan imtina etmesi, sanatın kendisini inkar etmesi değil midir? Ne şey, ne yani.

Bir de bu ‘doğruluk standartları’ muhabbeti var. Kim belirliyor bu standartları? Bugün doğru olan, yarın yanlış olmayacak mı? Tarih boyunca kaç kez değişti bu ‘doğru’ algısı? Sürekli değişen bir referans noktasına göre geçmişi şekillendirmeye çalışmak, okyanusta pusulasız kalmış bir gemiye benzer, nereye gideceği belli olmaz neye çarpar kimse bilmez. Ama neyse…

Bu işin sonu nereye varır biliyor musunuz? Hiçbir yere. Ya da her yer birbirine karışır, herkes kendi geçmişini kendi kafasına göre yeniden yazar, tarih diye bir şey kalmaz ortada. Hani o eski kütüphanelerde tozlu raflarda duran kitaplar gibi sessizce durur o filmler de sonra bir gün birileri çıkar ‘bunlar da eskimiş yahu atalım çöpe’ der falan. Çok absürt değil mi?! Ya ben gidip bir kahve yapayım en iyisi, uykum da geldi biraz ne bu stres şimdi durduk yere.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir