Perdenin Görünmez Rejisörü: Sinema Bize Ne Hissetmemiz Gerektiğini Nasıl Fısıldıyor?

Perdenin Görünmez Rejisörü: Fısıltılar, Yalanlar ve Bize Dayatılan Duygular

Bakın ya şu işe perde falan diyoruz da bir de bakmışsınız bildiğin bir ekran bu aslında bildiğin bir hapishane parmaklığı gibi falan ne bileyim yani insanın kafasında koca bir soru işareti beliriyor şimdi sinema hani sanat tamam anlıyoruz da sanatın da bir sınırı bir çizgisi olması gerekmiyor mu hani özgürlük falan derken ne oluyor bizim iç sesimize vicdanımıza her şeyimize bu kadar müdahale edilince anlamıyorum ki bazen kafamda dönen bu düşüncelerle sabaha kadar uyuyamıyorum yeminle geçen bizim bakkal Muhsin’e de dedim Muhsin abi diyorum sana da öyle gelmiyor mu bu filmler bize ne düşüneceğimizi ne hissedeceğimizi dayatıyor gibi o da baktı öyle boş boş ne diyorsun Menduh dedi ya haklı adam ne desin şimdi kendi işinde gücünde yani böyle derin mevzulara kimin kafa yorası var ki ama benim aklım almıyor arkadaş almıyor işte.

Hani bir hikaye anlatılır tamam bu iyi bir şey hikayeler lazım insana ruhuna iyi gelir hatta çocukken ninemin anlattığı masallar varya ah o masallar ne başkaydı ne sahiciydi her dinlediğimde başka şeyler hisseder başka türlü hayal kurardım içimde bir dünya belirirdi kendine has yani senaryoyu önceden yazan sen değil miydin beyninde o an o masalla o karakterlerle yaşıyor o acıları çekiyor o sevinçleri paylaşıyordun ama şimdi öyle mi şimdi sadece sana gösterileni izliyorsun hani patlamış mısırını alıyorsun oturuyorsun bakıyorsun sonra bitiyor film gidiyorsun evine ha ne oldu peki o arada hiçbir şey olmadı sadece sana pompalanan bir duygu dalgası geldi geçti gitti seninle kalmadı seninle yürümedi hayatına karışmadı sadece bir tüketim ürünü gibi bir duygu fast food’u sanki.

Adam çıkmış bir senaryo yazmış koca prodüksiyon bilmem ne milyon dolarlar harcanmış sonra da bize diyorlar ki “Bakın bu kahramana üzüleceksiniz” ya da “Şu adama sinirleneceksiniz” “Bu sahne romantik burada gözünüz dolacak” e peki ya ben istemiyorsam istemiyorum arkadaş o sahne bana o kadar romantik gelmiyorsa ne yapacağım kendimi mi zorlayacağım hani zorla güzellik olur mu şimdi hem de duygu konusunda hiç olur mu öyle şey. Asıl güzellik tam da oradan gelmiyor mu hani her birimizin aynı olaya farklı tepki vermesi farklı bakış açıları geliştirmesi öyle değil miydi bunun adı insanlık şey yani çeşitlilik falan. Ben bazen öyle bir gıcık kapıyorum ki bu dayatmaya bazen filmi kapatıp gitmek geliyor içimden ya da en azından içimden “Boş verin ya ne haliniz varsa görün” diye saydırıyorum kendi kendime.

A dimly lit cinema screen showing a blurred, intense scene, with a single ghostly hand appearing to reach out from behind the screen towards the audience, suggesting unseen manipulation.

Hani geçen izliyorum bir film adını vermeyeyim şimdi reklam olmasın falan filan ama neyse işte başroldeki kadın var bir şeyler yaşıyor sonra hani tam da orada müzik giriyor öyle bir müzik ki direkt kalbine giriyor sanki zorla sana bir hüzün çöktürüyor sonra kahramanın gözleri doluyor tamam sen de doluyorsun işte o anda durdum ben durdum arkadaş hani ya ben dolmak istemiyorsam belki o an benim canım sıkkın değil belki ben sadece bir hikaye izlemek istiyorum ve o hikayenin beni sürüklemesini istiyorum zorla sürüklemesini değil hani ite kaka değil de kendiliğinden o denize girmek istiyorum ne alaka şimdi bu deniz metaforu da bilmiyorum ama işte öyle yani. Bu bana geçenlerde yaşadığım bir şeyi hatırlattı ben de diyorum ki aslında hepimiz aynıyız falan sanıyoruz ama değiliz işte benim geçen dolmuşa binişim mesela o kadar ilginç bir deneyimdi ki şimdi ne alaka diyeceksiniz ama öyle işte o an aklıma o geldi.

Adam dolmuşta öyle bir türkü açmış ki bağır çağır tamam türkü güzel de o an benim beynimde başka bir dünya dönüyor o gürültü o ses beynime resmen tecavüz ediyor ama ne yapayım şimdi açmış adam bağırıyor e film de aynı şeyi yapıyor bazen sana zorla bir atmosfer dayatıyor hadi bakalım şimdi gül hadi bakalım şimdi ağla hani kukla mıyız biz oyuncak mı ne alaka şimdi!!? Bence bu öyle bir durum ki aslında hani çok sinsi bir şey bu resmen içimizdeki o yaratıcılığı içimizdeki o özgün düşünceyi alıyor tırpanlıyor tırpanlıyor buduyor ya hani bahçıvan ağacı budar ya sürekli şekil verir falan işte aynen öyle bizi buduyorlar bizi standartlaştırıyorlar sanki böyle fabrika üretimi duygu makinelerine dönüşüyoruz hepsi aynı kutudan çıkmış hepsi aynı renkte hepsi aynı tepkiyi veriyor ya da vermeli. Böyle bir şey olabilir mi ya hayır olamaz tabi.

Bilmiyorum belki de ben abartıyorumdur yani ben fazla mı takıyorum bazı şeylere falan ama hani bir de şöyle düşün şimdi eğer herkes aynı şeyi hissediyorsa herkes aynı şeye üzülüp aynı şeye gülüyorsa o zaman ne anlamı kaldı ki o zaman bizim kendimize ait olan neyimiz kaldı hani o iç sesimiz o benzersizliğimiz nerede o zaman? Belki de haklılar ben çok derin düşünüyorum bu konularda belki de o kadar da basit bir şey bu sadece film izliyoruz altı üstü eğleniyoruz di mi ha işte orada bir duralım eğlence mi o gerçekten eğlence mi yoksa bize eğlence diye sunulan bir manipülasyon mu bu kısım benim kafamı çok kurcalıyor yıllardır kurcalıyor.

A person's silhouette standing in front of a cinema screen, but instead of the screen showing a film, it's a giant, complex blueprint of emotions, wires, and control panels, implying a hidden mechanism.

Hani bu iş sadece sinemayla da sınırlı değil ha televizyonda izlediğin diziler reklamlar hatta sosyal medyada gördüğümüz o “mutlu” hayatlar var ya hepsi bizi bir şekilde yönlendiriyor hani “Bakın bu ev güzel siz de böyle bir evde yaşamalısınız” ya da “Şu tatil harika siz de buraya gitmelisiniz” ya da “Bu duygu doğru siz de bunu hissetmelisiniz” falan filan diye sürekli bir bombardıman altındayız ya bir düşünün şimdi kendi içimizden gelen ses ne kadar zayıf kaldı bu gürültüde ne kadar az duyuyoruz kendimizi artık. Hani bir ara vardı bizim çocukluğumuzda mahallede bir dedikodu dönerdi bir şey olurdu da sonra herkesin farklı yorumu olurdu falan öyle bir şey yok artık hepsi aynı kalıp aynı yorum hani bir tek ağızdan çıkmış gibi.

Aslında ben böyle eleştirel falan durduğuma bakmayın bazen ben de yakalanıyorum bu ağa yani yalan söyleyecek halim yok ben de oturup bir film izlerken birden o müziğin gazına gelip kendimi kaptırdığım oluyor ne yalan söyleyeyim hatta geçen bir sahne vardı mesela öyle bir kurgulamışlar ki hani benim bile gözüm doldu abi doldu yani ne yapayım ama işte o an kendime kızdım dedim ki Menduh ne yapıyorsun sen kendine gel senin gibi muhalif bir adamın bu kadar kolay manipüle olması hiç yakışıyor mu sana dedim kendime böyle bir ayar çektim neyse sonra düşündüm belki de sorun ben değilim belki de sorun onların o kadar iyi yapması o kadar ustaca yapması bu işi hani öyle bir zehirli bal ki resmen tadına bakıyorsun sonra hop bağımlısı oluyorsun çıkamıyorsun o girdaptan.

A surreal depiction of a brain, with small cinema screens playing various emotional scenes projected onto different neural pathways, subtly altering the brain's internal landscape.

Nereden geldik bu konuya yine ya neyse hani demek istediğim şey şu kendimize biraz daha dikkat etmeliyiz kendi duygularımıza kendi düşüncelerimize sahip çıkmalıyız kimsenin bizi yönlendirmesine izin vermemeliyiz di mi ya öyle değil mi aslında en doğrusu bu değil mi kendi aklımız kendi kalbimiz var bizim hani bu bize yeterli olmalı başka bir rejisöre ne gerek var ki içimizdeki o gerçek rejisör dururken dışarıdan birilerinin bizi yönetmesi ne kadar da saçma bir durum ya. Bazen düşünüyorum acaba hiç mi çıkış yolu yok bu işten hani hepimiz mi böyle robotlaşmaya mahkumuz falan diye böyle bir karamsarlık çöküyor üstüme sonra diyorum ki yok ya illaki bir yolu vardır bir farkındalık bir uyanış bir şey olur belki de ha ne bileyim.

Ya da vazgeçtim aslında öyle değil belki de zaten kimsenin umrunda değil bu söylediklerim hani ben burada yırtınıyorum kendimce bir şeyler anlatıyorum ama belki de herkes zaten bu durumdan memnun belki de bu rahatlık bu kolaylık hoşlarına


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir