Sinema Eleştirisi Öldü mü? Beğeni Butonları Estetiğin Mezarı mı Oldu?
Şimdi durup da bir sormak lazım kendi kendimize yani ne ara oldu bu işler? Hani ne ara koca koca eleştirmenler filmler üzerine yıllarını vermiş duayenler o derinlikli analizler yapan insanlar aniden sadece yorumcuya döndüler falan. Yani benim kafam almıyor ne yalan söyleyeyim bir film izliyorsun tamam mı? Çıkıyorsun salondan böyle hafif bir mide ekşimesi hafif bir baş ağrısıyla belki de müthiş bir keyifle ama her halükarda aklında bir sürü soru var böyle “Acaba yazar ne demek istedi, yönetmen şu sahneyi niye öyle çekti, o sembol neydi ki şimdi?” diye düşüne düşüne eve yürüyorsun ya da ne bileyim metroda falan düşünüyorsun sonra ertesi gün açıyorsun bir bakıyorsun sosyal medyada üç tane yıldız bir “İzlenir” yorumu oh ne ala memleket ne güzel memleket be! Bu mu şimdi bu mu yani sinema sanatına verilen değer?
Yok, ya bence değil. Bildiğin değil hatta bildiğin koca bir kandırmaca bu bütün sistem hani sürekli bir şeyler beğeneceğiz bir şeyler seveceğiz yoksa dışarıda kalırız korkusu mu ne? En son ne zaman bir film üzerine gerçekten saatlerce kafa yordunuz hatta ne yalan söyleyeyim geçenlerde bir arkadaşımla konuşurken hani o meşhur “Sanat sanat için midir, toplum için midir” tartışması varya o bile dijital dünyanın tozlu raflarında bir yerlerde kayboldu sanki kimsenin umurunda değil artık öyle şeyler hani işin ticari boyutu daha cazip geliyor insanlara yani ne bileyim filmin gişesi oyuncunun takipçi sayısı falan daha bir ön plana çıktı gibi sanki.

Estetik yargı dediğimiz şey varya yani o incelikli o hani filmin ruhunu deşen o ince ince işlenmiş metinler vardı eskiden onlar ne oldu şimdi? Nereye gitti? Beş yıldız mı oldu yani koskoca sanat eserini beş yıldızla mı ölçüyoruz artık biz. Hani biri çıkıp da “Bu film aslında toplumsal cinsiyet rolleri üzerine çok katmanlı bir eleştiri sunuyor ama kamera kullanımıyla, renk paletiyle bile bambaşka bir dünya kuruyor” dese kaç kişi okur kaç kişi ciddiye alır? Ya da kaç kişi onu anlayabilir? Valla bilmiyorum belki de ben yaşlandım belki de devir değişti ama yani ne bileyim bir zamanlar ben hatırlıyorum bir film çıktığında dergilerde gazetelerde haftalarca üzerine yazılır çenesine vurulurdu işte o tartışmalar o entelektüel beyin fırtınaları ne kadar kıymetliydi. Şimdi ne oldu? Anlık tweetler anlık beğeniler anlık paylaşımlar. Sanki böyle bir fast-food zincirine dönüştü her şey ruhsuz tatsız tuzsuz hızlıca tüket geç. Aman neyse.
Bir de şu var tabii yani herkesin bir fikri var şimdi bu kötü bir şey değil tabii ki demokrasi falan ama yani bilgi kirliliği dediğimiz şey işte tam da burada başlıyor bence. Hani en son markete gitmiştim sırada beklerken bir teyze yanındaki adama filanca filmin sonunu anlatıyordu ve öyle bir anlatıyordu ki sanırsın kendisi senarist hani bütün filmi o yazmış o çekmiş o düşünmüş neyse. Sonra düşündüm kendi kendime şimdi bu teyzenin anlattığı şeyle koca koca eleştirmenlerin yazdığı şey arasında bir fark kaldı mı dijital çağda? Herkes bir yorumcu herkes bir uzman herkes bir şey biliyor havasında halbuki kaçı gerçekten bir filmin dilini anlıyor kaçı gerçekten o perdenin ardındaki mesajı okuyabiliyor?
Çoğu sadece yüzeyde hani. O yüzden beğeniler o yüzden “izlenir”ler o yüzden o anlamsız puanlamalar. Bir filmin değeri 7.3 mü olur Allah aşkına ya da 8.9? Hani o küsüratlar neyin nesi? Bilimsel bir deney mi yapıyoruz biz burada? Yok ya ne alakası var şimdi. Sinemanın ruhu git gide böyle bir sayısal veriye dönüştü sanki bir algoritmanın kurbanı oldu hatta. Bir aralar bir yazı okumuştum hani algoritmaların bizim zevklerimizi şekillendirmesi üzerine orada şöyle bir cümle vardı “algoritma bizim neyi seveceğimizi biliyor, bizden daha iyi”. Aman tanrım ne korkunç bir düşünce bu. Ya da ne bileyim belki de haklılardır.

Gerçek eleştiri dediğimiz şey aslında o derinlemesine analiz o sorgulama o filmin ruhuna inme çabası değil mi? Yani bir filmi sadece “iyi” ya da “kötü” diye sınıflandırmak kolaycılık değil mi? Ama işte bu dijital çağda kolaycılık prim yapıyor hani kim oturup da bir filmin psikolojik derinliklerini ya da sosyo-politik göndermelerini çözmeye çalışsın ki. İki tane emojiyle hallet geç. Ne uğraşacaksın değil mi? Geçenlerde bir yönetmenle konuşuyorduk hani adam yeni filmini çekmiş diyorum ki nasıl tepkiler diyorum “Hocam” dedi “Artık tepki falan yok insanlar sadece bir şeyler hissediyorlar ama o hisleri bir kelimeye dökmekte zorlanıyorlar sonra da gidip bir emoji koyuyorlar hepsi bu”. İşte eleştirinin mezarı tam da burası bence. Duygunun kelimeye dökülememesi estetiğin bir emojinin arkasına saklanması.
Hani böyle bir durumdayız işte ne kadar acı değil mi? Bir zamanlar perdenin ardındaki o büyülü dünyanın anlamını çözen eleştirmenler şimdi sadece “sen de mi yorumcu oldun be ağabey” tepkisiyle karşılaşıyorlar. Bir filmin vizyonu, sanatsal kaygısı, hatta bırakın onu, basit bir sinematografi detayı bile gözden kaçıyor çünkü herkes o “beğen” butonuna basmanın derdinde. Sanki bir yarış var gibi, kim daha hızlı beğenir, kim daha hızlı yorum yapar, hem de ne yorumlar. “Süperdi” “Muhteşem” “Kesin izleyin”. Bu mudur şimdi sinema eleştirisinin vardığı son nokta?
Bilmiyorum ya hakikaten bilmiyorum. Ne bileyim ben eskiden oturup bir filmi izledikten sonra işte o eleştirileri okumak o farklı bakış açılarını görmek ne kadar zenginleştirirdi beni. Şimdi? Şimdi okuyacak doğru düzgün bir şey bulamıyorum ki. Ya da bulsam bile hani o binlerce “like” arasında o gerçek ses o samimi yorum kaybolup gidiyor gibi sanki bir boşluğa haykırıyorsun da sesin yankılanıp sana geri dönüyor ama anlamsız bir yankı. Neyse.

Sanatın nabzını tutan o eleştirel ruh, o sorgulayıcı bakış açısı kaybolursa geriye ne kalır ki? Sadece kalabalıklar ve onların anlık, geçici, rüzgar gibi esip geçen hevesleri. Bir filmin gerçek değeri o beğenilerle mi ölçülür gerçekten? Yoksa zamanın süzgecinden geçip hala hatırlanan, üzerine konuşulan o derinlikli yapımlar mı? Bence ikincisi ama neyse… Gidip bir çay koyayım en iyisi.

Bir yanıt yazın